HALKU’L- KURAN

Kur’ân’ın Yaratılmış Olması Meselesi:

Kuranı Kerim Allah’ın kelamı olması hasebiyle mahluk değildir. bu görüşü Ehli sünnet alimleri ittifak kabul etmişlerdir. İslam’ın ilk asrında Kur’an mahluk mudur? yoksa gayrı mahlukmudur? şekilde bir mesele mevcut değildi.

Kuranın Mahluk Olduğunu Açanlar Kimlerdir:

Kur’ân-ı Kerîm’in sonradan yaratılmış (mahlûk) olup olmadığı konusundan ilk defa söz edenler Mu’tezile âlimlerinden Ca’d b. Dirhem (ö. 118/736) ile Cehm b. Safvân (ö. 128/745)’dır. Daha sonra bu ikisine, Bişr el-Merîsî (ö. 218/833) de tâbi olmuştur. İlerleyen zamanlarda İslam aleminin geniş bir fikir mücadelesine yol açan birçok alimin eza ve cefa görmesine hatta katledilmesine varıncaya kadar Halkul Kur’an meselesi Memnunun halife olması ile mesele yüzüne çıkmış oldu. İlme karşı fazla muhabbeti olan bu zat Mutezile imamlarının tesiri altında kalarak Kur’an’ın mahluk olduğu görüşüne resmen ilan etmiştir.

Memnun Bu arada çeşitli muhaddis ve fatihleri Kur’an mahluk olduğu fikrini ikrara zorlamak için imtihana tabi tutmuş, ikrar etmeyenleri çeşitli işkencelere maruz bırakmıştır. Tanınmış birçok ilim adamı bu işkenceler altında can vermiştir. Bunlara en iyi örnek Ahmet B. Hanbel (ö. 241/855) de halku’l-Kur’ân fitnesinden nasibini almış ve Kur’ân mahlûk değildir, görüşünü benimsediği için işkence görmüş ve 28 ay kadar hapiste kalmıştır.

Halku’l Kuran Fitnesi Hakkında Ebu Hanife’nin Duruşu:

Halku’l- Kur’an fitnesi kısmen Ebu Hanife (70-150/689-767) zamanında ortaya çıkmıştır. Ebu Hanife konuyu en ince ayrıntısına kadar açıklayarak Kur’an-ı Kerim’in mahluk olduğu görüşünü yayanları cevaplandırmış ve onları bir süre susturmuştur.

Sonunda birçok kimse bu bid’atçıların asıl maksatlarını anlayamadığı için gerçekten uzaklaştı. İfrat ve tefrite düştü. Ebu Hanife durumu görünce işi ciddiyetle ele aldı, konuyu açıklayarak şöyle dedi: “Allah’a ait sıfatlar mahluk değildir. Yarattıklarına ait olanlar mahluktur.” Ebu Hanife’nin bununla kastettiği şudur: Kelam, Allah’a ait oluşu itibariyle ezelidir ve yalnızca O’na mahsus bir sıfattır. Ancak Kur’an-ı Kerim’i okuyanların dillerindeki ses, ezberliyenlerin zihinlerindeki zihni tasavvur, mushaflardaki yazı… hepsi de mahluktur. Onu ezberleyenlerin mahluk oluşu gibi. Daha sonra ehl-i sünnet alimlerinin görüşü bu noktada birleşmiştir.” (Kevserî, Te’nîbü’l-Hatîb, s. 53).

Ebu Hanife’ye göre, Kur’an-ı Kerim mushaflarda yazılı, kalplerde mahfuz ve lisanlarda okunan kelamdır. Allah’ın kelam-ı nefsini olan Kur’an Allah kelamıdır, yaratılmış değildir.

Sonuç olarak:

Ehl-i sünnet’le Mu’tezile arasında cereyan eden halku’l-Kur’an ihtilafının özü, mana kelamının (kelâm-ı nefsî) varlığını kabul veya red ile ilgilidir.

Mu’tezile, “Kur’an mushafın iki kapağı arasında mevcut olan ve bize kadar tevatüren nakledilen şeydir” der ve ilave eder: “bu mushaflarda yazılma, dillerde okunma ve kulaklarla işitilme, sonradan olmanın (hudûsun, yaratılmanın) belirtileridir.”

Ehl-i sünnete göre ise, Kur’an; Allah Teâlâ’nın zatı ile kaim, kadim, ezeli bir manadır. Allah’ın kelamına delalet eden nazm ve sözler vasıtasıyla telaffuz edilir, okunur ve dinlenilir; ancak mushaflara, dillere ve kulaklara hulûl etmiş olmaz (el-Cüveynî, Kitâbü’l-İrşad, Mısır 1950, s. 128 vd.; Taftazânî, a.g.e,170-171; Aliyyu’l-Kârî, Şerhu Fıkhı’l-Ekber terc. y.v. Yavuz, İstanbul 1979, s. 77-79).

Uzun süren münazaralar sonucunda halku’l Kuran meselesinin din ve itikat ile ilgili bir mesele olmadığına karar vermişlerdir. El mütevekkil zamanında halku’l Kuran meselesi yasaklanmış ve tekrar Kuran’ın mahluk olmadığı ehlisünnet görüşüne dönüş yapılmıştır.

 

Lüten Yazıyı Paylaşın Ve Beğenin :
manevidestekdayanisma@hotmail.com
Facebook
Twitter
Pinterest
LinkedIn
Instagram

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir