TARİKAT VE CEMAAT ISLAHI

Tarikatlar ve Cemaatler üzerine  ülkemizde tek parti döneminde bir ıslah çalışmasına yapılmış ve mal varlıklarına varıncaya kadar el konulup tekkeleri , zaviyeleri ve dergahları kapatılmıştır.Çıkartılan tekke ve zaviye kanunu ile birlikte bunlar toplumsal hayattan sökülüp atılmışlardır.

Tarikat adı altında resmi bir yapı ortaya koyamadıklarından günümüzde dernek ve vakıflarla kendilerine meşru bir zemin edindiler.

“Diyanet İşleri Başkanı; Erbaş, hukuki boşluktan yararlanan dini görünümlü bazı yapıların zamanla kendilerine varlık alanı bulduğuna dikkat çekerek, sözlerine şöyle devam etti: “Yine son asır boyunca din-devlet ilişkilerinde yaşanan gerilim ve zaman zaman gelişigüzel mülahazalarla dinini ve inancını yaşamak isteyen insanların ötelenmesi, söz konusu alanı daha da karmaşık ve denetimsiz hale getirmiş, dini istismar eden gruplar için uygun bir zemin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Takvim Gazetesi”

ler ve cemaatler ile ilgili görsel sonucu15 Temmuz’da 2016 de Fetö cemaatinin Türkiye’nin bütün gidişatına etki edecek bir ameliyesinden dolayı tüm cemaatler ve tarikatlar mercek altına alındı.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, tarikat ve cemaatlerin denetlenmesi tartışmasına ilişkin, “Dinin sivil yapısına gölge düşürmeyecek, özgürlüklere halel getirmeyecek ve din güvenliğini sağlayacak bir kontrol ve rehberlik mekanizması kurulmalıdır.” dedi.

 “İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, tarikatların, cemaatlerin ve dini yapıya katkı sağlamak isteyenlerin, Diyanet İşleri Başkanlığı veya başka bir kurum tarafından denetlenmelerinden başka bir çare olmadığını belirtti.” Haber türk

“İstihbarat Teşkilatı Türkiye’deki bütün tarikat ve cemaatler masaya yatırmış incelemeye almıştır.” Nevzat Çicek

Tarikatlar ve cemaatler tekrar bir dizayna yani ıslah çalışmasına sokulmak istendi, kimileri de kapatılsın bunların kökünü kazımak lazım gibi cümleler sarf etmişlerdi.

“ Bölünmüş Türkiye manzarası… Dervişler, müritler, cemaatler Türkiye’si manzarası. Bunların hepsinin kökünü kazıyacağız.” Doğu Perincek

Tarikatlar ve cemaatler sisteme entegre olmaları sonucunda birçok kural, ilke ve sulük hedeflerinde sapma yaşamaya başlamışlardır. Şimdi Muhasebe zamanı hataları görüp düzeltme, nerede ve ne halde olduğumuzu tespit etme vaktidir.

ler ve cemaatler ile ilgili görsel sonucuTarikatlarda sulük ve (Tarikat) ilkelerini uygulayacak, bunların tatbikini sağlayacak örnek ve ehliyetli kişilerin olmayışı, birçok ilkesel hata ve yanlışı da beraberinde getirmiştir. Tarikat ve cemaatler buralara nasıl geldi ilimsiz ve ölünün yıkayıcıya teslim olması itikadı ile mi gelindi yoksa bahsettiğimiz liyakatsiz bu kişilerin hataları ve tercihlerinden dolayımı buralardadır.

Çuvaldızı ilk önce kendime batırayım başkalarını hedefe koymak niyetinde değilim gayem, sesli bir muhasebe yapmaktır. Yanlış anlaşılmaz inş.

Bazı soruları kendime soruyorum. Hedeflediğim tasavvuf anlayışının neresindesin? Kadiri Tarikatının ilkelerine ne kadar  uyuyorum, Kendime göre bir yaşam tarzım var bu tarz benim acımdan uymamı uydurmamı? seyri sulükum nefsin basamaklarını aşmamı sağlamaktamı?  gidiyorum da gerçekten nereye gidiyorum sofiye yakışır bir tasuvvuf ve tarikat anlayışına, edebine ne kadar sahibim?

Kafamda Oluşan bu soruların cevaplarını Şeyh Abdülkadir Geylani’nin tasavvuf ve tarikat anlayışını ön plana çıkarak bulmak zorundayım ki nerede olduğumu anlayayım veya anlayalım.

Şeyh Abdülkadir Geylani Tasavvufu nasıl tarif etmekte bir bakalım:

Genel bir tarifle şu şekilde ifade eder“”Tasavvuf, Allah’a karşı sadık olmak, insanlara karşı güzel ahlaklı olmaktır.” (El-Gunye)

Bu Tarifi Dahada Açarak Şunları İfade Ediyor:

”Allah’a karşı itaatkar olmak, Dine sarılmak, Gönül temizliği, Nefsin paklığı, Yüzün nuru, Sarf edilen çabaların değeri, Vazgeçilen eziyetler, Katlanılan meşakkatler ve fakirlik, Şeyhlere hürmetin korunması, Kardeşlere karşı iyilik, Küçüklere ve büyüklere nasihat, Husumetten kaçınmak, Refakat etmek, Kendini yakın hissettirme, İşar (başkasını kendine tercih etme), Yarın için erzak depolamaktan kaçınmak, Dengi olmayanın sohbetinden kaçınmak, Dini ve dünyevi konularda yardımlaşmaktır.”(Futühal gayb)

Şeyh Geylani ks. Tasavvufun insanın Rabbi ile arasındaki bağlantıyı tanzim ettiğini vurgulamıştır. Buna göre tasavvuf, bir yandan kulun ibadetlerde sadakati, diğer tarafta ise, kulun güzel muamele ve güzel ahlak ile diğer insanlarla olan ilişkilerini tanzim eder.

Ä°lgili resimŞeyhin Sekiz Tasavvuf Özelliği:

Şeyh Geylani Ks. Göre Tasavvuf sadece bu ilişkinin tanziminden ibaret de değildir. Bütün bunlarla birlikte tasavvuf şu sekiz özellikten oluşmaktadır; 1- cömertlik 2- Rıza 3- Sabır 4- İşaret 5- Gurbet 6- Tasavvuf 7- Seyahat 8- Fakirlik

Sufi Kimdir:

Tasavvufun içerdiği manaların kendisinde zahir olduğu kişidir. Bu  manalar kendisinde zahir olan kişi ehil olur ve Sufi olarak adlandırılır. Yani; Allah’ın tertemiz kıldığı kişi manasına gelmektedir. Ya da nefsini kötülüklerden ve afetlerden salim kılan kişidir. Gidişatı övülen hakikatlere ram olan ve halka rağbet etmeyen kişidir.

Seyit Abdulkadir Geylani Sofi kelimesi hakkında ince bir ölçü vermektedir. O şöyle söylemektedir: “Sofi Allah’ın kitabına ve Resulullah’ın sünnetine mütabaat (peşinden gitmek, uymak, takip etmek) ile zahiri ve batınını safi kılan kişidir.” El-Fethur Rabbani, 90

Yine şöyle diyor Şeyh Geylani: “Gerçek Sofi, kalbinde Rabbinden başka bir şeyi olmayan kişidir. Sofi elbisesi giymekle, yüzün açlık sebebiyle değişmesiyle, az konuşmakla, Salihlerin sohbetini anlatmakla ve dinlemekle, tespih ve tehlili bol bol yapmakla olan bir şey değildir. Bu, Hakkı samimi bir kalple istemekle olur, dünyaya karşı zühd ile olur, mahlukatı kalpten çıkartmakla olur, Allah’u Teala’dan başka her şeyden uzaklaşmakla olur.” Behçetül Esrar 88 Kalaidul Cevahir 3.

Buraya kadar tarif edilen tasavvuf ve sofi tarifinden ne yazık ki uzaktayım. Etrafımda böyle bir tasavvuf çizgisini yaşayan insan yok gibi desem yeri vardır. Öyle ise Kadiri tarikatının ilkelerinin bilinmesinin de önemli olduğu ortaya çıkmakta şimdi bu konuda yine Seyyid Abdülkadir Geylani’yi dinleyelim;

“Ey oğul! Bil ki: Tarikatımız; Kitap ve Sünnet, gönül ferahlığı, cömertlik, el açıklığı, cefadan kaçınmak, eziyete katlanmak ve ihvanın hatalarını affetmek üzerine kurulmuştur.”

Tarikatın beş esası vardır: “Himmeti yüce olmak, haramdan sakınmak, hizmeti güzel yapmak, azimetten ayrılmamak, ruhsatı bırakmak ve nimete saygılı olmak.”

ler ve cemaatler ile ilgili görsel sonucuŞeyh Geylani (Ks.) Doğru bir İslami tasavvuf için çok sağlam kurallar çizmiştir. Bu kurallar Allah’ın kitabı ve Resulullah’ın sünneti üzerinde duran şeriat ilmi ile şeriat kaidelerini uygulamayı bir araya getirmek şeklindedir. O, her an Kur’an ve hadislere uygun hareket etmeyi şart koşar. Ona göre bir zahidin hayatında görülebilecek deruni haller dini ölçülerin dışına taşmamalıdır.

Müridlerine hep, “Uyun, uydurmayın, bid’at yoluna sapmayın; itaat edin, muhalefet etmeyin, sabredin, yakınmayın; günahtan temizlenin, kirlenmeyin, zikir halkasına toplanın ve Mevla’nızın kapısından ayrılmayın. ” şeklinde tavsiyelerde bulunurdu. O Sema’ya karşı değildir.

Kuran’ın telhin ve teganni ile değil, tertil ve tecvid üzere okunmasını ister, aksine hareket etmeyi yasaklardı. O diğer İslam mutasavvıfları gibi dünya ve ahiret nimetlerini, kul ile Allah arasında bir perde sayar ve mutasavvıfın bu nimetleri değil, fakat Allah’ın zatını hedef sayması lazım geldiğini söylerdi. Hanif olan İslam dini, zahiri ameller ile batını ameller üzerine kurulmuştur derdi.

Tarikatımızın bu ilkeleri ne yazık ki dervişler tarafından bilinmemekte dergaha gelen kişi seyri sulük  olayının ne olduğunu anlayamadan şeyhin önünde ders (vird) ve zikrullah ritüelleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu da yetmemekte kıssa ve kerametlerle derviş yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Bilenler biliyor bilmeyenler eriyip gidiyor. Ne yazık ki diyorum yine bu ilkelere bağlılıkla sofi yetiştirilememektedir. Dergahlar Dedikodu, gıybet ve entirakalarla dolu, ehliyetsiz kişiler icazet bekler olmuştur.

Ortada hem zahire hemde batına hitap eden birçok ilke var. Bunların bilinememesi ve öğretilmemesi sofiyi etkilediği gibi heva heveslerine uyanların yanlışlıkları da farklı bir boyutu.

Peki Tarikatlar ve cemaatler yöneticilerle veya Devlet ile araları nasıl olmalıdır? Bu soruya da yine Seyyid’in yönetime ve yöneticilere karşı olan duruşu ile çözüm bulalım.

Şeyh Abdülkadir Geylani (ks). Doğru işlerde müspet davranır,  alınan kararlar ve yapılan ameller şer’i şerife ters düşerse onlara tabi olmaktan sakınır ve idarecileri tenkit ederdi.

“Sultanlar birçok kişi için ilahlar oldular. Dünya, zenginlik, sıhhat, güç kuvvet ilahlar oldu. Yazıklar olsun size! Gölgeyi asıl, rızıklananı rızık verici, kulları Malik, fakiri zengin, acizi güçlü, ölüyü diri sandınız. Dünya zorbalarını, firavunlarını, sultanlarını ve zenginlerini büyük görür, Allah’ı unutursanız. Onu yüceltmemiş olursunuz. Dolayısıyla sizin hükmünüz putlara tapan kişinin hükmü gibi olur.” El-Fethur Rabbani,201

Demek ki sultanlar, reisler, valiler, bakanlar kim varsa bu zümre karşısında sofinin duruşu belli, doğruya doğru yanlışa da yanlış demek olmalıdır.

“Evladım Hakka hizmet et. Sana fayda  ve zararı olmayan şu sultanlara hizmet ederek ,onun  hizmetinde olmaktan geri kalma. Sana ne veriyorlar? Sana senin için takdir olunmayan bir şey mi veriyorlar? Yoksa Allah’ın takdir ettiği bir şeyi mi sana takdir ediyorlar. Onların elinde hiçbir şey yok. Bunun zıddını düşünüyorsan küfre girmiş olursun.”

İbni Mulcem adıyla tanınan Yahya bin Said kadılık görevine tayin edilmişti. Kadı halka zulmetme mallarına el koyma ve rüşvet almaya başladı. Bunun üzerine şeyh onun aleyhine yazılar yazdırıp mescitlere ve caddeleri astırdı kimse de cesaret edip yazıları kaldıramadı. Şeyh Abdülkadir o günlerde halifenin camide olduğunu fırsat bilerek minbere çıktı ve şöyle söyledi: “Müslümanlar üzerine zalimlerin en zalimini tayin ettin yarın alemlerin Rabbine ne cevap vereceksin.” Bunun üzerine halife kadıyı görevinden azl etmiştir.

Şeyh Abdulkadir Geylani töhmet getirecek işlerden ve idarecilere yanaşmaktan uzak dururlardı. Nitekim Onun için hakkında o asla bir idareci kapısına gitmemiş ve asla onlardan da bir şey almamıştır denilmiştir.

Şimdiler de Tarikatlar ve cemaatler devletle dirsek temasını çok sıkılaştırmıştır. Dönemindeki ahlaksızlığa karşı Abdülkadir Geylani yaşadığı topluma bakıyor riya, nifak, zulüm, şüphe ve Haram içinde yaşadıklarını görüyordu. Bunlar içinde bulunduğu şeyi harabeye çeviren manasızlaştıran vasıflardı.

Dindar olan olmayan herkes bu durumdaydı sohbetlerinden birinde şöyle söylemiştir: “ Namaz kılan, oruç tutan, zekat veren ve hacca gidenler çok ancak yaptıkları hayırları Allah için değil insanlar için yapıyorlar. İnsanların çoğu yaratıcıyı unutmuştur. Hepinizin kalpleri ölmüş, nefis ve hevesleriniz ise diridir. Hepiniz dünyayı talep ediyorsunuz.”

“Üzerimizde görevli olan melekler sizin rezilliklerinizi hayretle izliyor ve yazıyor sizin yalanlarınızın çokluğuna hayret ediyorlar. Tevhide dair yalanlarınıza da hayret ediyor, pahalılık ve ucuzluk hakkında konuşmalarınıza hayret ediyor, Sultan ve zenginlerin o durumu hakkında ki sözlerinize hayret ediyor. Falan yedi, filan zenginleştiği, filan şöyle fakir düştü. Bütün bunlar heves bela ve musibetlerdir. Tevbe edin, günahlarınızı terk edin. Başkasına değil Rabbinize dönün onu anın, başkasını unutun.”

Tüm soruların benden kaynaklandığını anladım. Şeyhim Abdülkadir Geylani (ks)başta sorduğum soruların cevaplarını ve nasıl yapılması gerektiği söylemiştir. Ruhi eğitim ve klasik tasavvuf eğitim sistemini tekrar ön plana almalı, belirlenen ilkelerden bir vesile ile uzaklaşılmışsa bunlar tespit edilerek ihvanın açığı kapatılmalı ve ihvanın yetiştirilmesine özen gösterilmelidir. Resmi olmayan bu yapıyı kim nasıl ve hangi kriterlere göre denetleyecek bu bir soru işaretidir. Bize düşen kendimize çeki düzen vermek olmalıdır.  Dünyaya dalmışların hali ile değil, dengeyi kurup ahiret odaklı tercihleri olan, her amelinde rıza-ı bariyi arayanların hali ile hallenmek gerekir. Gelin yaşanılması gereken güzelliklere kalbimiz ve bedenimizi  hazır hale getirelim.

Halkın eline bakmaktan kurtulmalı, Hakla olmanın o her şeye kafidir kalbimizi doldurmadan bu iş olmaz. Eğer tarikat ve cemaatler kendilerini ıslah etmezlerse birileri tarafından ıslaha açık olacaklar ve kontrolü tabii ki kaybedeceklerdir. kalın sağlıcakla.

Hazırlayan : Mahmud Erol Kum

Lüten Yazıyı Paylaşın Ve Beğenin :
manevidestekdayanisma@hotmail.com
Facebook
Twitter
Pinterest
LinkedIn
Instagram

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir